satirlarin arasini okursak o yüksek ideallerimiz, ulvi çabalarimiz, düsünceli hareketlerimizin ardinda, asil pesinde kostugumuz seyin "kisisel rahatligimiz" oldugunu görmekten kaçinabilir miyiz?
toplum tarafindan akilalmaz biçimde yüksek bir katilimla benimsenen belirli okullardaki belirli egitimi almak ve bittabi diplomayi edinmek, iyi kötü -yeter ki- bir ise girmek, evlenip yuva kurmak çoluk çocuga karismak merhalelerinin aslinda neredeyse tamamiyla kisisel rahatligimizi saglamak ve mümkün mertebe garantiye almak amacina dayali sartlandirmalar oldugunu görmezden gelmenin sebebi bile "aman elleme rahatim kaçmasin" diye düsünmemiz degil mi?
"rahat için çaba göstermek" yani rahat için rahati bozmak tamamiyla komik bir ifade de olsa bir noktaya kadar hosgörülebilir; kenarda duran yastigi kafanizin altina koymak 'bir koyup bin kazanmak' oldugundandir ki pek yadirganmayan bir rahati bozustur...
amma;
gece boyunca korunakli ve olabildigince "rahat" uyuyabilmek için gün boyu çalismak, hafta sonu dinlenebilmek ya da gezerek-eglenerek stres atabilmek için hafta boyunca it gibi çalisarak stres depolamak, yilda bir ya da iki kere birkaç hafta tatil yapabilmek için bir yil süreyle yagmurda çamurda karda kista köle misali ise gidip gelmek, hayatin son üç bes yilinda emekli olup 'bizim zamanimizda' diye ahkam kesip torunlar tarafindan iplenmemek için bir ömür çalisarak gençligini heba etmek kârli bir yatirimdan çok çok uzakta olmakla birlikte "koyunluk"tan baska açiklamasi da yoktur.
bütün bir hayat boyunca dolayli ya da dogrudan "rahat" ugruna çabaladiktan sonra en siradan ihtimalle bir beze sarilarak topragin altina gömülecek olmamiz da -nasil oluyorsa- 'çok ciddi' bir komedi aslinda.. eh tabii ki her sey görene. köre ne?












